Bursa Alevileri ve Bursa Alevi Köyleri

Önceleri Anadolu köylerinin büyük bölümü Bektaşi idi. Türkler Anadolu’ya geldiklerinde Şamanist inançlarını tümüyle terketmemişlerdi. Müslümanlık inanışları da, Arap Müslümanlığından farklı bir seyir gösterip hem inanış, hem de ibadet açısından çok farklı özellikler içermişti. Dinsel törenlerinde Şamanist unsurlar ağırlık kazanmaktaydı. Dedeler, Bektaşiler için adeta Şaman görevini görüyordu. Bu ünlü dervişlerin Şamanlar gibi kımız yerine şarap içtikleri belgelerden anlaşılmaktadır. Bu dervişlerinden biri olan Baba Sultan’ın kurduğu köy, zamanla Sünni’leşmiş. Ancak yine de bazı eski geleneklerini sürdürüyorlar. Ancak onun müridi sayılan Hasan Dede’nin köyü Doma/Şehitler köyü, Bursa’nın en büyük Bektaşi köylerinden biri. Her yıl dede onuruna şenlikler düzenleniyor. Kuran okumaya çok hevesli olmayan bu köylülerin tüm dinsel törenlerinde de mevlit adı verilen Türkçe ilahiler okumaları, Bektaşiliğin Türk kimliğini koruyan bir inanç biçimine sokmuştur.
Emir Sultan onuruna, Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar sürdürülen “Erguvan Bayramı” da, bir Bektaşi şöleniydi. Bu bayramdan, XVII. yüzyılda söz eden Evliya Çelebi’ye göre bahar mev*siminde, Emirsultan’da deniz gibi bir kalabalık toplanırmış. Genellikle Yörük ve Bektaşi kökenli köylülerin katılımı ile yapılan bu törenlerde, Karacabey ve Orhaneli ilçesine bağlı Erenler, Büyükorhan ilçesine bağlı Tekerler köyleri başta olmak üzere alevi-meşrep insanların sel gibi aktığı söylenmektedir.
Bursa’da da, birçok Bektaşi köyü vardır. Bu köylerin bir kısmı, son yıllarda yerleşen Yörükler olduğu gibi, bir kısım köyler de, yüzlerce yıldır Bektaşi olarak yaşamaktadır.
Keles ilçesine bağlı Sorgun, eski yaşam biçimlerini en güzel biçimde yaşatan bir köyümüzdür. Bu köyde Bektaşiler de yaşamaktadır. Bursa’nın en büyük Bektaşi köyleri ise Şehitler ile İnegöl’ün Kurşunlu Beldesidir. Şehitler tümüyle Bektaşi iken, Kurşunlu beldesinin büyük çoğunluğu Bektaşi’dir.
Bursa’nın birçok köyünde, Bektaşi aliler, Sünni ailelerle birlikte yaşıyor. Bu köylere Bektaşilerin ne zaman geldiğini bilemiyoruz. Ancak Bursa’nın her köşesinde Bektaşilere ilişkin izler bulmak olasıdır. Eski bir piknik yeri olan Alevibaba Yaylası, Lami Çelebi’ye göre, Dolubaba Yaylası’nın yanındadır. Zaten Dolubaba da bir Bektaşi dervişidir. İznik’e bağlı Müşküle köyünde de 1940’lı yıllarda Bektaşi kültürü belirlenmiştir. Yenişehir’e bağlı Barcın, Karacaahmet, Akbıyık ve Tekke köyleri, bugün aynı nispette olmasa da eski Bektaşi köyleriydi. Uludağ’da gezinen Durmuş Yörükleri de Bektaşi Yörükleri idi.

BEKTAŞİ GELENEKLERİ
Seferışıklar köyünde, Orhan Bey’in silah arkadaşı olan Gözle Mahmud’un gömülü olduğuna inanılmaktadır. Köydeki Kalander mahallesi, olasılıkla Kalanderi dervişleriyle ilintili olmalıdır. Nitekim köyde Bektaşilerin yaşaması da bunun kanıtıdır. Kalenderilere de Işıklar denilmektedir.
M.Kemalpaşa ilçesi Söğütalan’a bağlı Garipçetekke köyünde de Bektaşi Türkmenleri yaşamaktadır. Bu köyde çok değişik gelenekler vardır. Köyün batısındaki ormanlık alanda Et Kız adıyla bir yatır vardır. Burası aslında bir lahittir. Cuma ve Pazar günleri, köy kadınları bu yatırı ziyaret eder. Erkeklere ise günahtır. Burada dilek dilendikten sonra ağaca çaput da bağlanır. Güneybudaklar köyünde de Hacet Baba adlı ünlü bir dervişin mezarının vardır. Köyde de bazı Bektaşi haneleri yaşar.
Kabulbaba, M.Kemalpaşa ilçesi Söğütalan bucağına köyde Rumeli’den gelen Bektaşi göçmenler yaşamaktadır. Eski adı Halilbaba idi. Olasılıkla köyün adı bu Bektaşi babasından gelmiş. Başka bir kaynakta ise Fadulfakih adını taşıdığı, Kabul Baba’nın ölümü üzerine bu adı aldığı söylenir. Kabul Baba, burada bulunan türbesinde gömülüdür. Hıdrellez günü, türbede çok büyük bir tören yapılır. Köylüler mutlaka dedeye kurban keser. Türbenin ayak ucundaki toprak yenildiğinde, hastalıklara şifa geldiğine inanılmaktadır. Tümüyle Bektaşi köyüdür.
Kurşunlu köyünün hemen altında Batmaca Dede adlı mevkide bir türbe vardır. Her yıl büyük bir şölen düzenlenen bu mevkide bulunan su kaynağının mide, bağırsak, idrar yolu, karaciğer hastalıklarıyla kaşıntılara iyi geldiği söylenmektedir.
Karacaahmet, köyünde Karaca Ahmet Sultan Türbesi vardır. Mezarın çocuğu olmayanlara iyi geldiği söylenmektedir. Daha çok da, delileri tedavi için kullanılmaktaymış. Deliler, mezarın yanında bağlı olarak bir gece bırakılmaktaymış. Mezarı daha çok Bektaşiler ziyaret etmektedir. Köyde eskiden bir de Bektaşi tekkesi varmış.

YENİ BEKTAŞİ KÖYLERİ
Yörükler, yaşam koşullarının gereği olarak, köy ve kasabalardaki gibi bir İslam anlayışını hiçbir zaman uygulayamamıştır. Yaşam biçimleri buna uygun değildi. Ancak yerleşen Bektaşi köyleri zaman içinde Sünni’leşmişlerdir. 18-19. yüzyılda da, Uludağ’da göçebe olarak yaşayan Bektaşi Yörükleri Bursa’ya yerleştirilmiştir. Bu köyler, belki zamanla Sünnileşecek ama yeni yerleştikleri için halen eski geleneklerini sürdürüyorlar. M.Kemalpaşa ilçesi Söğütalan’a bağlı Mineyva olarak da anılan Ağaçlı köyü, Taşpınar bu tür köylerdir. Orhaneli’ne bağlı Dağgüney köyünü de Bektaşiler kurmuştur. Köy, bugün dağ yöresinin müzisyen fabrikasıdır. Köye müzisyenliği de Bektaşiler getirmiştir.
Bazı Bursa köylerine ise, Bulgaristan ve Yunanistan’dan Bektaşiler göç etmiştir. Aslında, uzun yıllar Bektaşiliğin merkezi Arnavutluk olmuştu. Arnavutların da büyük bölümü Bektaşidir. Ancak Bursa’ya gelen Arnavutlardan çok azı Bektaşidir. Rumeli’nden gelen Bektaşiler Onhangazi Ortaköy’de bir mahalle kurmuştur. Yine İsmetiye köyünde de Yugoslavya’dan gelen Bektaşiler yerleşmiştir. Demirtaş Köyünde Bektaşi Arnavutlar yaşamaktadır.
Bursa’da Türk kökenli Bektaşiler dışında, 1938 Dersim olayları sonucu Bursa’ya yerleştirilen Tuncelili Aleviler yaşamaktadır. Başta Kestel ve Adaköy olmak üzere Fidyekızık, Göllüce, Soğanlı, Küçükbalıklı, Panayır, Alaaddin, M.Kemalpaşa’ya bağlı İncilipınar, Kumkadı, Ormankadı, Başköy (Köyü terketmişler) ile Piremir ve Esenevler Mahallelerinde Aleviler yaşamaktadır.
Bektaşilik bir tarikat, Alevilik ise kişiye aileden intikal eden bir dinsel inanış. Herkes Bektaşi olabilir. Alevilik ise temeli İslam olsa da Müslümanlıkla çok farklı biçimleri olan bir dinsel yaşam biçimi.
Yüzlerce yıl, bazı iftiralar nedeniyle kimliklerini saklamak zorunda kalan Bektaşi ve Aleviler artık daha özgürler. Ancak laik devletin imkanlarından gereği kadar yararlanamadıklarını düşünüyorlar. AB yolunda Türkiye’nin tüm inançlara saygı gösterecek adımları atacağına hiç kuşku yoktur.

GÖÇEBE-YERLEŞİK ÇATIŞMASI
Anadolu’ya gelen Türklerin büyük bölümü Alevi-Bektaşi eğilimliydi. Zaten sürekli gezen göçebelerin, Sunni bir İslam’ın gereklerini yerine getirmeleri olanaksızdı. Bu nedenle, Bursa ve civarında kurulu bulunan köylerin büyük bölümü Alevi-Bektaşi eğilimliydi. Şehirliler ise Sunni idi. Osmanlı yönetimi, siyesi açıdan Sunni anlayışı benimseyip de medreseler de çoğalınca, giderek Anadolu’da Sunnilik artmıştı. Ancak Anadolu’daki göçebelerle yerleşik arasında süren iki-üç asır çelişki ve çatışma, giderek Sunni-Alevi savaşına dönüşmüştü. Osmanlı yönetimi göçebeye baskı yaparken, diğer yandan Alevi/Bektaşi kesime de baskı yapmaya başlamıştı. Bu aşamada Doğu’da, yine birer Türk devleti liderleri olan Timur, Uzun Hasan ve Şah İsmail, Anadolu’daki göçebe-Alevilerin kurtarıcısı olmuştu…
Osmanlı ile Doğu’da kurulmuş olan bu Türk devletleri arasındaki savaşta ise, en büyük sıkıntıyı Aleviler çekmişti. Bugün Alevilerin yaşadığı sıkıntıların kaynağı da, işte bu dönemin siyasi kararlarıdır. Nitekim Doğu’daki Türk devletine karşı yapılacak savaşta, gazilerin şevkini arttırmak ve Şah İsmail’i destekleyen Anadolu’nun göçebelerine baskı yapmak amacıyla siyasi bir fetva çıkarılmıştı. Ebu Suud Efendi’nin fetvasına göre, Kızılbaş olarak anılan Alevilerin “malları, canları” savaşan gazilere helal kılınmıştı.
İşte bu fetva sonunda, Anadolu’daki tüm Alevilerin kimliklerini saklamak zorunda bırakmıştı. Bu dönemde, Uludağ’da bulunan çok sayıdaki Alevi-Bektaşi köyü de, giderek Sunnileşti. Bunlardan en önemlisi, birçok kaynakta açıkça Bektaşi/Babai olduğu belirtilen Babasultan köyü bugün tümüyle Sunnileşmiştir. Ancak yine de bugün, hemen her köyde bir “Dede” mezarının bulunması ve köylülerin buna büyük saygı göstermeleri, eski Bektaşi inanışların izlerini gösteren en önemli işarettir.
Emir Sultan onuruna, Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar sürdürülen “Erguvan Bayramı” da, eski bir Bektaşi şöleniydi. Genellikle Yörük ve Bektaşi kökenli köylülerin katılımıyla yapılan bu törenlerde, Karacabey ve Orhaneli ilçesine bağlı Erenler, Büyükorhan ilçesine bağlı Tekerler köyleri başta olmak üzere alevi-meşrep insanların sel gibi aktığı bir bayramdı…
Bugün halen Bursa’da, birçok Bektaşi köyü var. Ancak bu köylerin ufak bir kısmı eski Bektaşi köyüdür. Çoğu ise son yıllarda yerleşen Yörüklerle, Rumeli göçmenlerin iskanıyla kurulmuş Bektaşi köyleridir.

BEKTAŞİ TEKKELERİ
Bursa’da kurulan ilk tekkeler de, genellikle Bektaşi tekkeleriydi. Zaman içersinde, siyasi nedenlerden Bektaşilik gerilemişti, ancak yine Bursa’da birçok Bektaşi tekkesi vardı. Bunlar; Abdal Musa, Abdal Murad, Geyikli Baba ve Postinpüş Baba ve Akbıyık Tekkesiydi. Evliya Çelebi de Bursa’da, "Şeyh Kiliman Tekkesi" adlı bir Bektaşi tekkesinden söz etmekte…
Ancak Bursa’nın en ünlü Bektaşi tekkesi, Işıklar’daki Ramazan Baba Tekkesi’ydi. Bu tekkenin son şeyhlerinden biri olan Şeyh Sabit (öl. 1911), Bursa’nın en renkli kişilerinden biriydi. Şeyh Sabit, çevresinde girişkenliği misafirperverliği ve nüktedan tavırlarıyla tanınmakta…
Şeyh Sabit, sahip olduğu arazilerini, 93 Göçmenlerinin iskanı için vermesinden dolayı yeni kurulan bu mahalleye, Şeyhsabit Mahallesi denilmişti. Hatta Şeyh Sabit Efendi, Işıklar semtini ağaçlandırmış, Hükümet Caddesi’nden Işıklara kadar olan yolun her iki tarafına ağaç dikmeye çalışmıştı.
Bugün Şeyh Sabit adı unutulmuş, mahallesinin adı değişmiş, tekke-mescidi de ev olmuş… Fadiye Güzerman’ın tasarrufunda bulunan Eşrefiler Caddesindeki tekke binası da satılık. Koruma Kurulu ise, Ayşe Yandayan başvurusuna karşın tescili onaylamamış. Oysa tapuda, açıkçı konutun eski durumunu mescit olarak tesit etmekte…

RUM BEKTAŞİLER
Aslında Rumeli’ni, önce Bektaşi şeyhleri fethetmişti. Birer misyoner örgütü gibi, Bektaşi tekkeleri, Rumeli’nin İslamlaşmasında büyük katkı yapmıştı. Hatta bugün bile, Bektaşiliğin en önemli merkezi Arnavutluk olarak kabul edilmekte. Tüm Rumeli’nde, Bektaşilik halen çok yaygın…
Bugün hoşgörü konusunda, Mevlevilik öne çıkarılsa da, bence Bektaşiliğin felsefesi ve hoşgörüsü, Tasavvuf dünyasında rakipsizdir… Bugün, geçmişle bugün arasında bir bağ aranacaksa, çağa ayak uydurabilecek tek felsefe anlayış, Bektaşilik olabilir…
16. yüzyılda, Yenişehir Akbıyık köyündeki Bektaşi tekkesinde, 4 tane Hıristiyan kökenli dervişler bulunmaktaydı. Charles Mac Farlane adlı bir İngiliz seyyah da, 1850 yılında geldiği Bursa’da, çok sayıda Bektaşiye rastladığını söyler. Ama daha ilginç olanı ise, Antonaki Varsamis adında Rum bir Bektaşi babasının olduğunu belirtmesi…
Bugün ülkemizde yaşayanların yüzde 95’inin Müslüman olması, binde bir bile olmayan Nasturi veya Süryanilere karşı üstün olmasını gerektirmez. Laiklik, devletin, ülkesindeki her dine mensup kişilere karşı aynı mesafede olmak anlamına gelir…

FARKLI OLANI BENİMSEME
Bundan 2-3 yıl önce, bir ilahiyat profesörü, Muharrem ayında yazdığı bir makalesini dağıtmıştı. Bu yazıda, Kerbela olayı Sunni bakış açısıyla etüt ediyordu. Bir başka dervişin ağzıyla, Kerbela olayının bir kader olduğu vurgulanarak, “Bunu Allah istedi, yoksa bu olay gerçekleşmezdi” türünden bir mantıkla, olayı savunuyordu…
Bu yazıyı okuyup sinirlenen Safiyeddün Erhan(Eşrefoğlu), her yıl Çatalfırın Tekkesinde düzenlediği Aşure Ayini öncesinde bir konuşma yapmıştı. Aslında bu yazıyı yazan hocamız, kendince son derece iyi niyetli olarak, ama kendi bakış açısıyla yorumluyordu Kerbela Olayını… Kerbela yasının, Sunnilerle Alevi/Bektaşiler arasında bir kin alanı olmasını engellemek istiyordu. Ancak, Sunni bakış açısıyla, Alevi/Bektaşi inancı yorumlamak yanlış yorumlara neden olabilir…
Oysa Alevi/Bektaşiler, farklı olmadıkları için değil, farklığı ile tanınıp kabullenmek isteniyor. Ulusal Türk Cumhuriyetinin kurumasında en önemli katkıyı yapan Alevi/Bektaşiler, farklığıyla bu ülkede yaşamak istiyor… Özellikle AKP’lilerin her konuşmasında sözüne ettiği, “Yüzde 99’u Müslüman bir ülkede”, Alevi-Bektaşiler, istatistiklere bile girememesinden incinmekteler…
Bursa’da bugün 20’yi aşkın köyde Bektaşi ve Aleviler yaşamakta. Bektaşi ve Aleviler, uzun yıllar kimliklerini saklamak zorunda kaldı. Sessiz sedasız yaslarını tuttu, Muharrem’de oruçlarını açtı. Kendilerini Sünni Müslümanlardan farklı gören Bektaşi ve Aleviler, artık laik devletin kendilerine bazı hakların tanınmasını bekliyor…

Bir cevap yazın